Uzaylıları Dyson Küresi sayesinde bulabilir miyiz?


English: Freeman Dyson

English: Freeman Dyson (Photo credit: Wikipedia)

Teknoloji geliştikçe enerji ihtiyacımız da artıyor. Gelişmiş uzaylı medeniyetlerin, enerji ihtiyaçları kendi gezegenleri ile karşılanamaz hale gelebilir. İşte böyle bir medeniyeti bulmak için iki yıllık bir proje Penn State Üniversitesinde başladı.

Dyson küresi Freeman Dyson‘un 1960’da Science dergisine yazdığı “Search for Artificial Stellar Sources of Infrared Radiation” adlı makale ile konuşulmaya başladı. Daha öncesinde bir kaç bilim kurgu yazarının da bahsetttiği bu fikri matematiksel olarak temellendiren Dyson, gelişmiş bir medeniyetin enerji ihtiyacını sağlamak için yıldızları kaplayıp onun tüm enerjisini kullanmak zorunda kalacağını düşünüyordu. Teori yıllar geçtikçe farklı şekillere büründü ve sorunları incelendi.

Dyson rings forming a stable Dyson swarm, but ...

Dyson rings forming a stable Dyson swarm, but making it look as similar to a Dyson sphere and Niven ring as possible. Indivudual objects are unrealistically large to show their shape. Each ring can be replaced by multiple rings in this way (see also). For a stable orbit a ring can be of indivudual objects, or like this to save on thrusters: thumb (Photo credit: Wikipedia)

En önemli sorunlardan biri bir yıldızı tamamen kapatmanın, kalınlık ne olursa olsun çok zor ve sürdürülemez bir iş olduğunun anlaşılmasıydı. Bunun üzerine üretimi daha kolay mühendislik çözümleri üzerine kafa yoran bilim insanları Dyson Sürüsü fikrini ortaya attı. Bu yöntemle üzerlerinde yıldızdan enerji alabilecek yapılar bulunan halkaların tek tek yıldızın etrafına dizilmesi düşünülmüştü.

The Heart and Soul nebulae are seen in this in...

The Heart and Soul nebulae are seen in this infrared mosaic from NASA’s WISE telescope. (Photo credit: Wikipedia)

Nasıl olursa olsun, bir Dyson yapısı bulunan yıldızın bizlerin gözlem aletleriyle gözükmesinin mümkün olduğunu düşünen bir çok bilim insanı var. Bu fikirlerin birleşmesi sonucu Penn State üniversitesi iki yıllık bir gözlem projesine başladı. Bir Dyson yapısı yıldızdan aldığı enerjiyi dönüştürürken ısınacaktır. İşte güçlü kızılötesi teleskoplar ile bu ısı tespit edilebilir. Böylece SETI’deki gibi radyo sinyalleri aramak yerine enerji yapılarına odaklanılacak. Belki de bu sayede ilk Tip II. Kardashev medeniyetini bulabileceğiz. Elbette bulabilmemiz için bu medeniyetlerin Dyson yapısının kızılötesi ile görülmesini engellemek için bir gizleme yapmaması gerekiyor. Örneğin Dyson küresi 1 AU değil de bizim güneşimizden Pluto‘ya kadar olan bir alanda yapılırsa onu kızılötesinde tespit etmek mümkün değil. Başka çalışmalar da yapılabilir ama belki de saklamamışlardır.

Dyson küresi araması şimdilik iki senelik bir çalışma. Penn State Üniversitesi ekibi NASA‘nın Wide-field Infrared Survey Explorer sistemini ve başka teleskopları kullanacak. Bakalım SETI’den daha başarılı olup, bizlere ilk dünya dışı medeniyetin izlerini bulabilecek mi?

Siz ne dersiniz? Lütfen yorumlarda fikirlerinizi paylaşın.

Elbette başarılı bilim kurgu dizisi Star Trek: TNG‘de bir Dyson Küresi bölümü de vardı. Aşağıda Relics isimli Star Trek bölümünde Dyson küresini ilk kez görüşlerini izleyebilirsiniz.

Eğer bu yazıyı ya da güncedeki başka yazıları beğeniyorsanız, bunların olmasını sağlayan tek şeyin sizin beğeniniz olduğunu bilin. Facebook’da, Twitter’da, Google+’da ya da başka bir yerde dostlarınızla bu yazıları paylaşın, TürkçeBKF’ye destek olun.

9 thoughts on “Uzaylıları Dyson Küresi sayesinde bulabilir miyiz?

  1. Dyson küresi ile ilgili bir kitap okumuştum. Pandora’s Star… Ama nedense sonuna kadar okuyamadım. Fikir güzeldi, anlatım da güzeldi, ama çok gereksiz ve çocukça maceralarla kitap şişirilmişti… Bir de ben kişisel olarak evrende yalnız olduğumuza inanıyorum… (Kendi kanım bu…) İşin içine uzaylılar falan girince bk’nın değeri–benim gözümde–azalıyor biraz…

    Lary Niven’in “Halka Dünya”sı için de tamamen aynı şeyleri düşünüyorum. Fikir güzel, iyi bir eser olabilicekken pulp dozunu abartınca bence iyi bir bilim kurgu olmuyor–bence tabii.

    Bu arada, yazınızda bahsettiğiniz sorunu–stabil olmama sorunu–aşmak için geliştirilen yeni yapılar yerçekim faktörünü de hesaba katmışlardır değil mi? Sonuçta o büyüklükte bir yapı, ne denli hafif

  2. malzemeden yapılırsa yapılsın, önemli oranda yerçekim kuvveti uygulaycaktır… Bu da onun stabilitesini azaltır. Belki de parçalanmasına neden olur.

    İkinçi bir konu da ışık basıncı ile güneş rüzgarlarının ortak etkisidir. Işınım basıncı öyle şiddetli olacaktır ki bu yapıların bir kaç yılda parçalanacağını sanıyorum–hesaplamak lazım tabii…

    Hele ki güneş rüzgarları daha da şiddetli basınç ve korozyona neden olacağından, bu yapıların ayakta kalması bence çok zor… Demek ki Dyson küresini boşuna arayacaklar. Bulabileceklerini hiç sanmıyorum.

    Ayrıca SETI projesinin başarısız bir proje olduğunu sanmıyorum. Çok başarılı bir şekilde aramasını sürdürüyor… Ama bulacak bir şey olmayınca bulamazlar tabii. Benim inancım evrende yalnız olduğumuz yönünde…

    1. Öncelikle evrendeki tek canlının biz insanlar olmadığını düşünüyorum. Dünya dışı yaşamların var olma ihtimallerini çok yüksek bulanlardanım. Ancak bu yaşam biçimleriyle iletişime geçebilir miyiz, işte o oldukça zor bir soru. Belki de bu yüzden insanlık evrende yalnız olduğunu düşünerek yok olacak. O yüzden bilim kurguda uzaylı olmasından ziyade uzaylıların nasıl işlendikleri beni rahatsız eden unsurlar. Bu başarılı örneklerden biri de Pandora’s Star. Daha önce onu https://turkcebkf.wordpress.com/2011/06/20/pandoras-star-bir-bilim-kurgu-klasigi/ ve devam kitabı Judas Unchained’i incelemiştim. Pandora’s Star’daki alakasız gibi gözüken yan öykülerin nasıl olup da birleştiği ardından gelen Judas Unchained’de nasıl tamamlandığını okumak bana çok keyif vermişti. Tavsiye ederim.

      Yıkılmayacak bir yapı yapmak için zaten Dyson Sürüsü (Dyson Swarm) kullanılması tavsiye ediliyor. Bir anda tek bir kabuk yerine birbirinden bağımsız halkaların daha dengeli olduğunu bulmuşlar. Ayrıntılara bu yazıda pek girmedim ama Wikipedia makalesinde başlangıç bilgileri var. Sanıyorum güneş rüzgarlarının etkisinden çok yerçekimi etkilerinden çekiniyorlar. Ne de olsa 1AU yani dünya ile güneş arasındaki mesafe kadar bir uzaklıkta yapılmaları düşünülüyor. Böyle olunca güneş rüzgarlarından dünya kadar etkilenirler, az değil ama yapıyı yok edecek kadar da değil sanırım. Hatta gizli Dyson yapısı yapmak gerekirse onu da Pluto’dan geçirecekleri için tek dert yerçekimi etkileri olur sanırım. Hoş bu arada bu kadar büyük bir yapının yapılması ve işletilmesi için gerekenlerin zorluğundan bahsetmiyorum.🙂

      SETI’nin sıkıntısı hala istedikleri çanak yoğunluğuna ulaşamamış olmaları. SETI olması gerektiğinden hala çok güçsüz. Eğer yeterince çanak bulsalar belki bir şeyler de bulabilecekler ama böyle işlere para aktaran yok. Gene de radyo dalgası aramak belki de çok mantıklı değil.

      Sen evrende neden yalnız olduğumuzu düşünüyorsun?

  3. Bu soruyu epey uzun bir süredir kafa yoruyordum, ama her zamanki gibi, insan bir kez kendi kendine bir sonuca varınca, daha sonra kendisini o sonuca götüren düşünme sürecini unutma eğiliminde…

    Sana yanıt verirken, yanıtımın uzadıkça uzadığını farkettim. Bir taraftan da kısa yanıtlamak istiyordum.

    Sonuçta yazdıklarımı blog’uma aktarmaya karar verdim.

    Burada:
    http://haberinvarmitasduvar.wordpress.com/2012/10/19/evrende-yalniz-miyiz/

  4. Drake Denklemi ve Fermi Paradoksu’na da değinmek lazım. Drake Denklemi’ne göre, katsayıları en düşük alsak bile karşımıza milyonlarca akıllı uygarlık çıkıyor. Fakat Fermi Paradoksu diyor ki, madem bu kadar çok uygarlık var, neden hala bunlardan biriyle karşılaşmadık, çoktan bizi ziyaret etmiş olmaları ya da kolonize etmiş olmaları gerekirdi. Ben kişisel olarak dünya dışı akıllı uygarlıklara inanmak istesem de, Fermi Paradoksu’nun bu sorusu beni düşündürtüyor…

    1. Fermi paradoksu güneşin genç bir yıldız olduğunu, daha yaşlı yıldızların bulunduğunu, bu yıldızlardaki gezegenlerde hayat varsa galaksinin neden kolonize edilmediğini soruyor.

      Burada bir kaç sıkıntılı nokta var. (Aslında daha çok)
      1. Uzayda seyahat çok da kolay olmayabilir. Örneğin: ışık hızı engeli
      2. Radyo dalgaları ya da diğer ışınımları dinliyoruz ama daha galaksinin ne kadarına baktık, bulsak anlayacak mıyız?
      3. Gerçekten gelmiş olsalar da, bizimle konuşmak neden istesinler. Yani
      3a. Bizler karıncalarla iletişim için uğraşmıyoruz, karıncalar da büyük ihtimal bizim varlığımızdan bile haberdar değiller. Neredeyse başka bir boyuttayız onlar için.
      3b. Onlar iletişim için uğraştılar ama biz anlamadık. Ne yapsınlar, bizi kendi halimize bıraktılar.
      3c. İletişim kurabilmek için belli bir seviyeye gelmemiz bekliyorlar. Yani Star Trek First Directive

      Aslında daha çok şey yazılabilir. Sanırım bu konuda bir yazı hazırlamak lazım.

      Ne dersin, illa başka zeki varlıkları tanıyabilir miyiz?

  5. Benim için çok zor bir konu olmuştur bu hep… İşin içinden çıkmak mümkün müdür bilemiyorum… Yazımda Drake denkleminden hiç söz etmemişim… Oysa kafamdaki hep oydu… Konu zor olduğu için—çünkü hep olasılık ve ihtimal hesaplarına dayanıyor ve biz bu olasılıkları tahmin edecek yeterli veriye sahip olmaktan çok uzaktayız—aslında bu soruya yanıt vermekten hep kaçındığımı farkettim… Oturup, içimde olan bu konuda yazma direncimi kırmaya ve bir şeyler yazmaya çalıştım… Bu kez Drake denkleminin bir eleştirisini de yaptım… Bir kez yazmaya başladım ya daha ben bu yazıyı çok değiştiririm biliyorum… Yine de bir kez daha:
    http://haberinvarmitasduvar.wordpress.com/2012/10/19/evrende-yalniz-miyiz/

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s