Ölünce verilerine ne olacak?


Hiç düşündünüz mü siz ölünce sizin verilerinize ne olacak? Facebook, Twitter ya da Gmail hesabınıza kim bakacak? Ya da bilgisayarınızdaki bilgiler kime gidecek? Ya o mp3’ler, filmler?

 

 

Bilgisayarların harddiskleri büyüdü, internette kullandığımız epostalarda artık istemediklerimizi silmez olduk. Veri izimiz şiştikçe şişti. Daha interneti kullanmaya başlayanların yaşı göz önüne alınırsa umarım çoğumuzun önünde uzun yıllar var. Fakat eğer Singularity gelip hepimiz zihinlerimizi bilgisayarlara aktaramazsak verimize biz öldükten sonra ne olacağını düşünmemiz gerekiyor.

 

Bilgisayarlar ve harddisklerdeki veriler

 

Birinci sıkıntı evinizde, ofisinizde ya da yanınızda bulundurduğunuz veriye ne olacağı? Öldünüz, yıllardır üzerinde çalıştığınız belki de kimseyle paylaşmadığınız sanat eserleri, bir roman, şarkılar veya resimler var; onlara ne olacak? Kime gitmesini istersiniz? Veya bilgisayarda tuttuğunuz günlüğü kime vereceksiniz? Eşiniz, aileniz ya da çocuklarınız bilgisayarlarınızdaki tüm veriyi görsün ister misiniz? Bunu sağlamak için uğraşırken eşinizin eve çağırdığı bilgisayardan anlayan komşu çocuğunun da sizin tüm bilginize ulaşmasını nasıl önlersiniz? Yoksa siz gittiğinizde tüm veriniz silinmeli mi? Peki onlarca gigabayt tutan fotoğraflarınız ne olacak? Sizden kalan son anıları sevdiklerinize bırakmak doğru olmaz mı?

 

Vefat sonrası arkada kalanlar çoğunlukla bunları düşünemeyecek kadar üzüntülü oluyorlar. Bilgisayarınız, belki de sizi sevenler ona bakmak üzüntü verdiği için bir anda ikinci el satışında yitebilir. O yüzden şimdiden size bir şey olduğunda evinizdeki verinize ne yapmaları gerektiğini, kişisel olana nasıl ulaşacaklarını anlatmalısınız. Sadece kişisel verileriniz de değil, yasal olarak satın aldığınız mp3ler, ekitaplar ne olacak? Onları da nasıl kullanmaya devam edeceklerini sevdiklerinize öğretmelisiniz.

 

Image representing Facebook as depicted in Cru...

Image via CrunchBase

 

İnternetteki veri

 

Aslında en büyük problem internette paylaştığınız veriye ne olacağı. Örneğin Facebook siz öldükten sonra eğer haber verilirse sayfanızın, durum güncellemesi gibi özelliklerini kapatıyor ve sadece arkadaşlarınızın görmesine izin veriyor. Eğer arkada kalanlar bunu haber vermezse daha önce bir çok olayda olduğu gibi kötü niyetli kişiler vefat edenin sayfasına hoş olmayan yazılar yazabilirler. Türkiye‘de de internet trollerinin çok olduğu düşünülürse dikkat edilmesi gereken bir husus bu. Ancak tek problem değil.

Facebook ya da Twitter veya Google+‘da yıllarca fikirlerinizi paylaştınız. Öldüğünüzde bu paylaştığınız yazılar kimin oluyor? Siz vefat ettikten sonra bu sitelerin sizin bulduğunuz güzel bir cümleyi reklamcılara satması ya da yazılarınızı basıp kitap olarak yayınlamasını ister miydiniz? Bunu engellemek için ne yaptınız? Kullanım şartlarında bunu engelleyen bir husus yok.

Ya flickr, deviantart veya Youtube’a koyduklarınız? Siz ölünce onlara ne olacak? Sadece umuma açık olanlar değil, gizli olanlar da o şirketlerin olacak. Sizin çektiğiniz fotoğrafları ya da YouTube‘da sadece aile üyelerinizle paylaştığınız videonun mirasçılarınızdan izinsiz yayılmasını ister misiniz?

Ne yazık ki daha yumurta kapıya gelmediği için ne Türkiye’de ne de dünyada bu konuda bir yasa yok. İnternetin anlık akışına öyle bir kaptırdık ki kendimizi sonsuza kadar burada olacakmışız gibi yaşıyoruz. Halbuki bu verilerin nasıl işleneceği üzerine anlaşsak inanılmaz bir yere ulaşmamız mümkün.

Tarih internetle başlar

Charles Stross tam bu kelimelerle olmasa da tarihin internetle başladığını söylemişti. Okuduğunuz tarih kitaplarına bir bakın. Kimlerin tarihini nasıl anlatıyorlar? Orada hiç sıradan bir insanın tarihinin görme şansınız oluyor mu? İki yüz yıl önce padişahın ya da İstanbul veya İzmir‘deki zenginlerin ne yediğini biliyoruz, fakat Ege köyünde yaşayan bir adamın ne yediğini çok iyi biliyor muyuz? Halbuki artık twitter veya instagram sayesinde tüm öğünlerimiz internette. Foursquare ve benzeri uygulamalarla nereye gittiğimiz, neler yaptığımızı da paylaşıyoruz. Daha da önemlisi bizlerin ilgisini çeken, tepki gösterdiğimiz konular da bu sosyal ağlar sayesinde geleceğin tarihçilerinin elinde olacak. Elli yıl sonra bir tarihçi milli maçlara olan ilgi üzerine sadece internet kaynaklarını kullanarak bir tez çıkartabilir. Ya da şirketlerin hayata etkisi üzerine, reklamların yansımaları, halkın eğlence anlayışı vb… aklınıza gelebilecek en küçük ayrıntı bile internette.

Veri arkeologları terkedilmiş sitelerin verisi üzerinde kazılar yapıp geçmişe ışık tutacak çalışmalar yapabilecekler. Myspace‘deki Türklerin mesajları üzerine yapılan bir çalışma 2056’dan 2000’lerin başındaki hayatımıza bakacak.

Kontrol kimde olacak?

İyi veya kötü tüm bunların üzerinde kontrolünüz olmalı mı? Bilimsel bir çalışma için tüm verilerinize ulaşılmasına izin verebilir ancak kar amaçlı bir proje için verilerinize ulaşılabilmesi için mirasçılarınıza para verilmesini isteyebilirsiniz. Veya öldükten sonra tüm verilerinizi paylaşmak isteyebilirsiniz. Böyle bir durumda yaşayan bir insan için yazdığınız hakaret ya da bir yalan veya o kişinin sırrı ortaya çıktığında ne olacak? Bunları kim kontrol edecek?

Veri dağları büyüyor. Gelecek hafta daha da büyük olacak. Gelecekte bir oldu bitti ile karşılaşmamak için en kısa zamanda bu konular üzerine düşünmeli, yasalarda yapılması gereken değişiklikleri yapmalıyız. Unutmayın; artık internetteki iziniz insanlığın sonuna kadar orada kalacak.

 

Siz ne dersiniz? Abartıyor muyum? Daha erken mi? Yoksa benim korktuğumdan daha büyük bir tehlike mi var? Yorumlarda fikirlerinizi lütfen paylaşın.

Eğer bu yazıyı ya da güncedeki başka yazıları beğeniyorsanız, bunların olmasını sağlayan tek şeyin sizin beğeniniz olduğunu bilin. Facebook’da, Twitter’da, Google+’da ya da başka bir yerde dostlarınızla bu yazıları paylaşın, TürkçeBKF’ye destek olun.

11 thoughts on “Ölünce verilerine ne olacak?

  1. Sadece öldükten sonra yakınlarca kullanılmak üzere bir sanal hesap oluşturulabilir. Kişi, öldükten sonra hangi verilerinin, kimler tarafından nasıl kullanılmasını salık verdiyse orada tek tek anlatabilir. Şimdi ilk aklıma geleni yazıyorum ama kesinlikle önemli bir husus bence de. Üzerine kafa yormalı.

    1. İşin zor kısmı yaşarken bunu düşünseniz de takip edebildiğinizden çok veri üretiyor olmanız. Örneğin 10 yıl sonra internetteki tüm fotoğraflarda yüz taraması yapılabilmesi çok yüksek ihtimal. Çocuklarınız sizin 50 yıl önce fotoğraflarınızda neler yaptığınızı bulabilecek. Bulunmasını istemediğiniz ya da sadece ailenizin görmesini istediğiniz veriyi nasıl koruyacaksınız? Yani hem saklamak, hem de sakınmak beraber olmalı.

  2. Bu yaziya bayildim. Tam da aklimdan gecen bir yazi olmus. Arkamda biraktigim verilerde maddi olarak aileme kalabilecek herhangi birsey var mi bilmiyorum ama “verimirasi” cok mantikli. Benden sonra fotograf,video,muzik ve filmlerimi coktan saglama aldigimi,2 farkli yere yedekledigimi soylemeliyim. Ancak blogumla ilgili ne yapmaliyim bilemiyorum. Yazi icin tesekkur ederim..

    1. Yedekleyerek işin önemli bir kısmını aşmışsınız aslında. Ancak yedeklerinize sizden sonrakiler nasıl ulaşacaklarını biliyorlar mı? Ya da sizden sonrakilere sadece o yedekledikleriniz mi kalmalı? Veya blogunuzda yazdıklarınızdan çocuğunuz para kazanma imkanı elde ederse, bu hakka sahip olduğunu nasıl ispatlayacak? Sorular çok ve üzerinde düşünmek şart.

  3. Bu konu çok karmaşık. İlerde anlamlandırılamayan verinin değeri olmayacağını tahmin ediyorum. Bu yüzden pekte bir izden söz edilebileceğini sanmıyorum. Bir de veri ile bilgiyi karıştırmamak lazım. Mesela bugün bilimsel literatürde başarısız deneyleri bulmak çok zor. Üstelik yazılı kültüre rağmen. Yazılı kültürden kayıtlı kültüre geçsek bile bilişsel sınırlarımızın bu dna yapısı ile çok daha genişlemesi de mümkün görünmüyor. Yani yapay zeka olmadan kayıtlı veriyi de anlamlandırma girişimimiz çok sınırlı kalacak gibi. Bu ilerde sınırların teknoloji değil insan olacağı demek. Bu yüzden de yapay zeka ile anlamlandırılamayan veriler değersiz olacaktır. Tıpkı bu yazdığım yazı gibi.

    Dahası sayısallaştırma hataları ve sınırları var. Codecler mesela videoları gerçek hallerine dönüştürülemeyecek kadar sıkıştırarak veri kaybı ile değiştiriyor. Bu da geriye dönük hesaplamaları imkansız kılıyor. Yani şu an youtubeda yüklü tüm videolar görerek öğrenmeyi sağlamamış tüm yapay zeka sistemleri için ciddi anlamsız olacak gibi. Keza resimler, sesler vs. de öyle.

    1. Aslında anlamlandırmak için YZ’ye gerek yok. Başarılı algoritmalar ve yüksek işleme kabiliyetleri ile veritabanlarındaki bilgiyi işlemek gittikçe kolaylaşıyor. Örneğin geçenlerde yazdığım Bilgisayar Sanattan Anlar mı? yazısındaki gibi sanat tarihçilerinin işini elinden alabilecek programlar yazmak mümkün. Yirmi yıl sonra bugünün sanatçılarının sosyal ağlardaki mesajları, çektikleri fotoğraflar, dinledikleri müzikler ve hatta gezdikleri yerleri de beraber inceleyen veriarkeologları şimdiden hayal edemeyeceğimiz bilgilere ulaşacaklar.

      Örneğin New York’da yaşayan ve Sandy kasırgasından etkilenen ressamların eserlerinde kasırganın etkileri konulu doktora tezleri görebileceğiz. Ya da memlerinin dağılımı üzerine çalışmalar bu veri bolluğu içinde mümkün olacak. Codeclerin bilgiyi eksik taşıması değil önemli olan, o bilgiden insanların etkilenmesi daha önemli. Geleceğin programcıları emin olun devasa veritabanları içinde alakasız bilgiler arasında kaos teorisi kullanıp zekice bağlar bulacaklar.

      O yüzden geleceğe bıraktığımızın ne olduğunu düşünmek önemli. Ne dersin?

      1. Mesela şu ki insanlık için bu çabanın anlamlı olması gerekli. Anlamlandırma ihtiyaçtan doğmadığı sürece bireysel,
        hadi belki bir grup girişiminden öteye gitmez. Zaten yapay zekayıda bizim anlamlandırma
        süremizi kısaltması için elbette hata toleransını da göz önünde bulundurarak gerçekleştiriyoruz.
        Kaos teorisi ve sözünü ettiğiniz istatistiklerde de logic derece de gerçek hesaplamalar yok. Yine
        sözünü ettiğiniz algoritmalarda veri yığınlarını o kadar hızlı anlamlandırmayacak. Tıpkı aslında
        gerçek görüntü yanında hiç bir şey ifade etmeyen 20 mpx fotoğraf makinesinin görüntü ihtiyacımızı
        karşıladığı gibi bizde bu tip algoritmalar ya da yapay zeka ile anlamlandırma ihtiyacımızı karşılayacağız.
        Yoksa bir Tanrı rolü ne insanın ne yapay zekanın başarabileceği birşey değil. Dediğim gibi insan dna, yapay
        zeka dünya ya da evren sınırlarına dahil olduğu sürece, yani bu evrende olunduğu sürece bu evrenle ilgili
        herşeyi hesaplamak mümkün değil. Anlık bir hesaplama bile mümkün değilken zamanla değişen durum hesaplamaları hiç mümkün değil.

        Yine özetle bugün neye ihtiyacımız varsa o var, yarında ancak ihtiyacımız olduğu kadarı olur.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s