Kameradan korkanlar ilk cyborgu dövdü


English: The mdonalds logo from the late 90s

English: The mdonalds logo from the late 90s (Photo credit: Wikipedia)

Teknoloji hızla ilerliyor ve gelecek an be an üstümüze geliyor. Gelişmeler çoğunlukla bireylerin aleyhine gözükse de aslında şeffaflık için de kazanım sağlıyor. Google Glass gibi giyilebilir bilgisayarlar, kameralı gözlükler şeffaflık sağlayan yeni teknolojiler. Bu teknolojinin öncüsü Steve Mann, Paris McDonalds‘ında saldırıya uğradı.

Steve Mann EyeTap isminde kafatasına yerleştirilmiş özel bir cihazla gördüklerini işliyor ve işlenmiş gerçekliği (Augmented Reality) gözüne yansıtıyor. Böylece gördüklerine yeni anlamlar katabiliyor, birden çok bilgiyi işleyebiliyor. Google Glass’ın ya da ileride edineceğimiz başka teknolojilerin ilk adımlarını Steve Mann yaşıyor. İşte bu da onun şeffaflıktan korkanlar tarafından saldırıya uğramasına sebep oluyor.

EyeTap tasarımı

Olaylar Steve Mann’ın Paris McDonalds’dan eşi ve kızıyla beraber yemek yemek için bir şeyler almasıyla başlıyor. Parasını ödedikleri yemeklerini aldıktan sonra Mann’ı üç McDonalds görevlisi tartaklıyor ve dışarı atıyorlar. Ayrıntıları Mann’ın blogundan okuyabilirsiniz. Paris McDonalds’ın bu yaptığı ülkemizde buzdolabına çocuk kapatan Beylikdüzü McDonalds varken çok basit gözükebilir. McDonalds gibi karanlık şirketlerin bu yaptıkları başka bir sıkıntıyı da ortaya çıkartıyor.

Teknolojinin getirdiği kolay kaydedebilmeye hazır mıyız?

Sadece büyük şirketler değil, bizler de veri paylaşımının kolaylaşması ile özel hayatımız ve gizliliklerimizi yeniden düşünmek zorunda kalacağız. Örneğin, sokağa çöp atarken çekilen bir videonuzdan sizin kim olduğunuz ortaya çıkabilir ve rezil olabilirsiniz. Bu şeffaflık ve kolay kaydedebilme imkanı bizim yararımıza çalışabilir. İşini yanlış yapan görevlinin yaptıklarını göstermek için kullanılabilir. Bunun örneklerini görüyoruz. Ancak kişisel saldırı için de kullanılabilir, bunun da örneklerini görüyoruz.

Ne yapmalı?

Geleceği durdurmak için çok çaba gerekli. Fikirleri engellemek ise imkansız. O yüzden hayatımızı tekrar gözden geçirip, şeffaf ve kolay kaydedilebilir dünya için hazırlıklı olmalıyız. Bunun için bireyler kadar şirketlerin de yapacağı çok şey var.

Şirketler:

  • Müşteriniz, Türkiye’de de bir kaç sene içinde çalışanlarınızın yaptığı yanlışları ve bazen doğruları internette paylaşacaklar. Bundan kurtulmak için kayıt cihazlarını engellemeye çalışmayın.
  • Hoşunuza gitmeyen bir video ya da fotoğraf karesi gördüğünüzde onu durdurmak için o kişiye saldırmayın. Eğer saldırırsanız, olayın büyümesine sebep olursunuz.
  • Rahatsız edici kaydın sahibi ile konuşun. Özür dileyin ve onu memnun edin. İşin sonunda zaten yapmak zorunda olacağınızdan daha azını yaparsınız.
  • Artık sizin kameralarınız gibi müşterilerinizin de kameraları olacak. Buna alışın ve çalışanlarınızı eğitin.

Bireyler:

  • Kamuya açık bir alandaysanız yaptığınız her şeyin kaydedilebileceğini bilerek davranın.
  • Eğer 2000’ler öncesinde doğduysanız, 2000’ler sonrasında doğanların sizden çok farklı olduğunu aklınızdan çıkartmayın. Onlar bilginin kolay paylaşıldığı, geniş bant çocukları. Onlar için internete video yüklemek sizin SMS çekmeniz kadar kolay.
  • Bu şeffaflıktan faydalanmanın yollarını arayın. Gideceğiniz yerleri araştırın, başkalarının tecrübelerini kullanın.

Sizler ne dersiniz? Geleceğe hazır mıyız? Neler yapmalıyız?

12 thoughts on “Kameradan korkanlar ilk cyborgu dövdü

  1. Bu tür aygıtların getireceği iddia edilen şeffaflığa pozitif bir anlam yüklenmiş. Sizin dilekleriniz olabilir. Teknoloji kendine ait niyetler ile hareket etmez, elinde tutanın niyetleri yönünde kullanılır. Bu teknolojilere ilk elde kim ulaşacak? Bu soruya genellikle verilen cevap şirketler olur. Getireceği ‘faydalar’ karşısında fiyatı ilk onlar için ödenebilir olur. Şirketler bu teknolojiden rahatsız olmaz, bu teknoloji ile rahatsız eder bence. Çalışanlarının an be an ne yaptığını görmesini sağlar, göz kırptırmaz diye düşünüyorum.

    1. Bence şeffaflık eğer bunu iyi yonetebilirsek bireylerin avantajına. Çünkü şirketler ve devletler zaten sizin bilgilerinize sahipler. Bir kaç ay oldu galiba, İngiltere’de Tesco bir kadına daha kimseye haber vermemisken hamile olduğunu alışverişlerinden anlayıp ona hediye cekleri göndermişti.

      Bu teknolojiler bizlerle şirketler arasındaki mücadeleyi esitleyecek. Çünkü onlar az bizler ise çokuz. Açık kaynak yazılımlarda daha az hata olması gibi işleyişinin her aşamasının değerlendirilmesini isteyen, destekleyen ya da karsı çıkmayan şirketler kazanacak. Bu da müşterisi ile destekleyen bir iliski kuran şirketlerin artmasını sağlayacak.

      Yani gelecek çok kötü değil.

  2. Şirketlere verdiğiniz tavsiyeler bir birey olarak vicdanımı rahatsız etti. Bir şirketin, bireyin elindeki bu teknolojilere karşılık daha dikkatli ve özenli hizmet vermesi gerektiğini düşünüyorum; bu teknolojiyi kullanan bireyi sus paylarıyla, yalakalıkla susturması gerektiğini değil. Özgür Kılıçaslan beyin de dediği gibi, önemli olan teknolojinin ne niyetle kullanıldığı, getirilerine hangi gözle bakıldığı. Sizin gözünüzle ve sizin niyetinizle bu teknolojilerin bir şirketin lehine kullanılmasını istemezdim örneğin, bu durum bireyin lehine sonuçlanırdı açıkça.

    1. “… bireyin lehine sonuçlanırdı açıkça”; harf hatası, “alehine” olacak, özür dilerim.

    2. Şirketler insanlardan oluşuyor. Onların özenli olamayacağı ve hata yapacaklarını düşünüyorum. O yüzden yapılan hatanın etkilerini azaltma yöntemlerinden bahsettim.

      Müşterinin amacı iyi ürün ya da hizmet almak. Şirketlerin amacı ise para kazanmak. Başarılı şirketler bu ikisini de becerenler. Haliyle iki tarafın da avantajına olan çözümler mümkün.

      1. Bıçak da demir atomlarından oluşuyor ama görünce demir demiyoruz. Şirketler kapitalist ekonomilerde sermaye kurumlarıdır. ‘İktidar’, ‘yönetim’ gibi kavramlar hiç yokmuşçasına ‘tercih’ gibi kavramları yeğlemek bana işin özüne dair eksik bir bakış açısı olduğunu düşündürtüyor. Ekonomik ilişkileri de özellikle tüketim üzerinden açıklamak da aynı şekilde eksikli, hatta neden sonuç ilişkilerinde çıkış kapısında beklemek olarak görüyorum.

      2. Şirketler müşterilerinden zorla para almaz. Bir değer kazandırması karşılığında gönüllü olarak müşterileri o parayı veriyor. İktidarın elbette bir etkisi olacaktır. Ancak “gidin bundan alın” demedikçe satın alma kararını etkileyemez.
        Aslında şurada anlaşıyor muyuz: Sizin hangi süt markasını seçeceğinize karar vermenizi etkileyen o bahsettikleriniz midir, yoksa bireysel bir seçim midir?

        Ben bunların ve diğer alışverişlerin bireysel secimler olduğunu düşünüyorum.

        Bu çerçevede teknolojinin de bireyler zararına olması şirketlerin de zararınadır. Diyelim ki bir market müşterilerinin her yaptığını izliyor ve özel hayatınızı ihlal ediyor. Bu markette alışveriş yapmazsınız. O market de batar.

        Şirketlerin bunu unutmaması, tüketicilerin de ceplerindeki gücün farkında olması gerekir.

      3. Haklısın a sınır nerede?

        Bu arada kendi düşünceni yazmak ister misin? Sana konuk yazar yetkisi gonderebilirim. Ne dersin?

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s