Kitabın hikayesi: Aşkın Güngör DÜŞLER DİYARI


 

1996 yılının başlarıydı.
Sevgili dostum Taner Yıldırır’la ofisinin yer aldığı Cağaloğlu’nda turluyorduk. Sağ sol hep matbaa, davetiyeci, kâğıtçı, kitapçı…
O kâğıtçılardan birinin önünden geçerken Taner kolumdan yakalayıp durdurdu beni. “Bak, “dedi, “burada ne var?”
Kâğıtçının camını süsleyen bir posteri gösteriyordu. Bir ‘Çocuk Edebiyatı Roman Yarışması’ posteri.
“Ee?” dedim.
“Katılsana buna,” dedi Taner.
“Çocuk edebiyatı diyor evladım,” dedim terslenerek. Birkaç dergide şiir ve bilim kurgu öyküleriyle yer bulan, SHP’nin İnsan Hakları konulu yazın yarışmasında Ve İp Gerildi! adlı öyküsüyle birincilik kazanan, hele ki 1993 yılında yayınlanmış Ben Bir Kediyim adlı şiir kitabı olan kocaaaaaman bir edebiyatçıyım ya, iplemiyorum. Eh, serde çizgi roman editörlüğü de var. Hemen hiç kimsenin umurunda değilim, ama burnumdan kıl aldırmıyorum yine de.
“Ya, çocuk mocuk,” dedi Taner. “O da yazı bu da yazı. Katıl işte. Belli mi olur, ödül mödül alırsın. Bak, ödül alan kitaplar yayınlanacakmış.”
Bu kez alıcı gözle baktım postere ve gördüğüm şey iyice vazgeçmeme neden oldu: Dosyayı son teslim tarihine bir ay kalmış. O sürede hiç deneyimin olmayan bir alana adım atacaksın, kurgunu oluşturup yazmaya başlayacaksın, kitabı bitirecek, bilmem kaç kopya çıkış alıp dosyalayacaksın, hem de tüm bunları bir aydan kısa zamanda, hem de haftanın altı günü 08.00 – 19.00 saatleri arasında çalışırken yapacaksın. Olur iş değil.
“Ya, boş ver, yürü hadi gidelim,” dedim. “Baksana, bir ay kalmış zaten. İşten güçten nasıl fırsat bulayım?”
“N’olacak oğlum,” dedi Taner. “Yetiştirirsin işte. Ağır işte çalışıyor sanki haspam!”
Demeye kalmadı, “Bekle sen,” deyip içeri girdi Taner. Yarım dakika sonra da elinde yarışma şartnamesinin yer aldığı bir broşürle çıktı. Elime tutuşturdu broşürü. “Burada tüm katılma şartları yazılıymış,” dedi.
“Eh, iyi bari,” deyip aldım, doğru dürüst bakmadan deri ceketimin iç cebine tıktım broşürü.
“Okumayacak mısın oğlum?” dedi Taner.
“Okuruz evladım,” dedim. “Ne acelesi var?”
“Bak, katıl buna da kemiklerini kırmak zorunda kalmayayım,” dedi gülümseyerek. Bu tavırlarıyla yıllar sonra yazacağım Gohor adlı bir romanda Tarer Yındirin adını alarak kurguya dâhil olacağının farkında değildi — hoş, ben de değildim.
“Tamam, tamam,” dedim Taner’i kırmamak için. Yoksa, Allah biliyor, hiç niyetim yoktu çocuklar için yazmaya, hele ki yazdığımı bir yarışmaya göndermeye.
Gün döndü, akşam oldu, evlerimize doğru yollandık.
Günlük meşgalelerle ilgilendikten sonra, tam yatmama yakın, Taner’in elime tutuşturduğu broşür geldi aklıma. Ceketimin iç cebinden aldım, baştan sona okudum. Nasıl olduysa oldu, kendimi, Neden katılmayayım ki, diye düşünürken buldum.
—Konu? Konu peki? Ne yazacaksın akıllım?
—Ne tür kitaplar okumaktan hoşlanırsın?
—Bilim kurgu ve fantastik tabii.
—O zaman okumayı sevdiğin türden yaz.
—Çok az zaman var ama… Çok az…
—Başlamazsan hiç bitiremezsin, başlarsan belki bir aya dek biter.
SHP’nin yazın yarışmasında kazandığım, şimdi hiç abartısız ‘antika’ denecek bir bilgisayarım vardı. Başına oturdum. Yazı programını açıp başlığı attım: Düşler Diyarı.
Neden mi Düşler Diyarı?
Bilmem. Aklımda fantastik bir öykü anlatma düşüncesi vardı, fantastik deyince de aklıma ilk gelen Alice Harikalar Diyarı‘nda olmuştu, herhalde ondan.
Anladınız ya, başlığı atmıştım, ama aklımda hiçbir fikir yoktu. Sonra bir iki ıkınıp şunları yazdım: Kar yağışı dinmek bilmiyordu. Sonrası geldi. Önce tam bir haşarı olan Ertan, sonra ona uyan ama gerçekte iyi huylu bir çocuk olan Bülent, en sonra da ‘öğretmenlerin bir numaralı kuzusu, sınıf arkadaşlarının düşmanı, ispiyoncu bir velet’ olan Kadri kurguya girdi. Sayfalarca yazdım. Yattığımda sabah ezanı okunuyordu.
Sonraki günler, işten artakalan boşluklarda Düşler Diyarı‘nı düşünerek, aklımda biçimleyip eve gelince yazarak geçti. Ve evet, dosya zamanında yetişti.
El zaman, günler, haftalar, aylar geçti ve bir gün eve geldiğimde beni bekleyen yaldızlı bir zarfla karşılaştım. İçinden çıkan varaklı kuşe kâğıdında şunlar yazıyordu: 1996 BU Yayınevi Çocuk Edebiyatı Roman Yarışması’nda eseriniz Düşler Diyarı Jüri Teşvik Ödülü’ne değer bulunmuştur. Başarılarınızın devamını vesaire vesaire
Havalara uçtum (mu sandınız?)
Tabii ki hayır!
Birinciliği alamadığım için hayıflandım ve ne derece kibirli davrandığımı düşünmeyerek masaya fırlattım ödül duyurusunu. Annem, babam, kardeşlerim jüri teşviği de olsa ödül almama fazlasıyla sevindi, ama ben akşam boyu somurtup durdum.
‘El zaman’ dedim ya yukarıda, işte öyle, zaman yine geçti. Bu süreçte yayınevi benimle temasa başladı, Düşler Diyarı kitap formatına getirildi, okuma çıktıları alınıp bana teslim edildi, okudum, sağını solunu düzeltip geri verdim ve… askere gittim.
Düşler Diyarı‘nın yayınlanmış halini Tunceli ilinin Hozat İlçesi Kurukaymak Jandarma Karakolu’nda askerlik görevimi ifa ederken gördüm ilk kez. Hoş, tatlı bir his verdi elime aldığımda. Sivil hayatımın elle tutulur ve güzel günleri hatırlatan kanıtı gibiydi. Okudum, başkası yazmış gibi, baştan sona.
Öykü nasıl mı neticelendi?
1997 ile 2009 arasında ilk yayıncısı BU Yayınevi’nce beş baskısı yapıldı kitabın. O kadar çocuk tarafından okundu mu bilmem ama 11.000 kopyası yayınlanıp tükendi.
Birkaç hafta içinde de yukarıda gördüğünüz kapakla altıncı baskısını yapacak.
Yeni okurlara ulaşmak, yeni çocukları fantastik edebiyatın büyülü dünyasıyla tanıştırmak için.

Aşkın Güngör, 15 Ekim 2010

Yazarın web sitesi: http://www.askingungor.com/index.html

 

3 thoughts on “Kitabın hikayesi: Aşkın Güngör DÜŞLER DİYARI

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s