Mortal Engines



Mortal Engines

Yazar: Philip Reeve

293 sayfa

Tür: Steampunk, Kıyamet Sonrası Bilimkurgu


Özet Görüş:

Steampunk pek bilgili olduğum bir tür değil. Bir kaç kısa hikaye okudum, ilgimi çekmişti ama bir türlü roman okumamıştım. Boing Boing’de gördüğüm bir tavsiye üzerine kitabı okumaya karar verdim. Eğlenceli ve gerçekten farklı bir romana böylece ulaşmış oldum. Balonlarla yapılan hava savaşları, büyük şehirlerin düzlüklerde küçükleri avlamasını anlatan sahneler ve Dickens Londra’sının paletli hali ilginizi çekerse okumanızı tavsiye ederim. Bilimkurgu ve Fantastikle ilgileniyorsanız, türün bu farklı romanını okumamak size çok şey kaybettirir.

Uzun yıllar sonra, büyük, kısa savaşta Amerika kıtası yaşanmaz bir radyoaktif çöle dönmüştü. Avrupa kıtası ve Asya’nın bir kısmı ise paletli şehirlerin av sahası olmuştu. Reeve daha ilk satırından sizi bu dünyaya çekiyor. Yazarlık kurslarında okutulması gereken başarılı açılışını sizlerle paylaşayım.

“It was a dark, blustery afternoon in spring, and the city of London was chasing a small mining town across the dried-out bed of the old North Sea.”

Benim tercümemle

Karanlık rüzgarlı bir bahar öğledensonrasıydı ve Londra şehri küçük bir maden kasabasını Kuzey Denizinin kurumuş yatağında kovalıyordu.

Hikayemiz paletler üzerinde hareket eden Londra’da yaşayan bir çırak tarihçi, genç Tom’un etrafında oluşuyor. O loncalarının başına saldırıyı engelliyor. Kızın kim olduğunu öğrendiğinde ise hayatını kurtardığı baş tarihçi Valentine tarafından şehirden aşağı atılıyor. Tom’un Avlanma Sahasında ayağı ilk defa yere bastığında, devasa motordan gelen titreşimleri hissetmeden neler yapabileceğini görüyoruz. Saldıran kız Hester Shaw ve Tom toprakta, Valentine’in kızı Katherine ise şehirde neler olduğunu çözmeye çalışıyorlar. Onlar mücadele ederken Londra belediye başkanının büyük hayalini gerçekleştirmek için ilerliyor.

Roman epik bir hikaye anlatsa da epik hikayelerden çok Dickensvari hikayeye daha yakın duruyor. Öksüz bir oğlan ile annesi ve babası öldürülmüş bir kızın kötülerle dolu dünyadaki maceralarını okuyoruz. Karşılaştıkları insanlar çıkarcı ve yaşamak için her şeyi yapabilecek gibiler. Arada iyilerle de karşılaşıyorlar ancak Tom’un Londra’ya sonuna kadar devam eden bağlılığı iyilerin amaçlarını sorgulamasına sebep oluyor. Paletli şehirlerde yaşayanlarla yerleşik hayatı seçmişler arasındaki bakış farklılığını Reeve çok başarılı veriyor. Mesela

“London’s not a barbarian city!” shouted Tom. “It’s you who are
the barbarians! Why shouldn’t London eat Batmunkh Gompa if it needs
to? If you don’t like the idea, you should have put your cities on
wheels long ago, like civilized people!

Benim tercümemle

“Londra bir barbar şehri değil” diye bağırdı Tom. “Asıl sizlersiniz barbarlar! İhtiyacı varsa Londra neden Batmunkh Gompa‘yı yemesin ki? Eğer bu fikri sevmiyorsanız, medeni insanlar gibi çok önceden şehirlerinize tekerler koymalıydınız.”

Şehrin ismini beyaz koydum ki belki okursanız hikayenin sonlarında olan bu konuşma tadınızı kaçırabilir. Tom’un bu cümlesinde hoşuma giden iki nokta var. Kitaptaki iki önemli tema bunlar, medeniyet ne ve şehrin şehri yemesini makul sayan Şehirsel Darvinizm. Güçlü olanın güçsüzü yemesine ahlaki bir temel oluşturan bu fikri Reeve başarılı işliyor. Öyle ki kitabın bir yerinde ölmüş bir şehrin etrafında ondan kalanları toplayan küçük şehirler ve büyük şehirlerin peşinden giden minik şehirciklerle doğadaki durumun benzerini yaratmış. Bu şehirler ve onların makineleri ölümlüler gibiler. Medeniyetin nasıl tanımlanacağı ise ikinci önemli konu. Yerleşiklerinkine medeniyet İngilizlerin, devasa göçebe şehirlerin medeniyet olduğunu anlatan bir romanıncı çıkarması ilginç. Bir Türk ya da hala göçebelerin olduğu ülkelerde yaşayan bir yazarın elinden nasıl olacağını merak ediyorum bu fikrin. Reeve göçebeliğe bir güzelleme yazmamış yanlış anlaşılmasın. Gene de bu açıdan da ilginç bir roman.

Yeri gelmişken kitabın ismi William Shakespeare‘in Othello‘sundan bir alıntı.

Othello: And O you mortal engines whose rude throats / Th’immoral Jove’s dread clamors counterfeit…” – Satır 352

Çok başarılı çeviriler varken bu alıntıyı Türkçe’ye çevirmiyorum. Kütüphaneden bir Othello çevirisi bulup okumanızı tavsiye ederim. Ben sanırım Özdemir Nutku‘nunRemzi Kitabevinden çıkan çevirisini okumuştum. Hala idefiks’de stokta.

Gelelim kitabın sorunlu kısımlarına. Doğrusu çok güzel ve yavaş ilerleyen bu romanın sonunu pek beğenmedim. Sevdiğim hikayelerde kahramanın sonuca bir etkisi olmasını isterim. Böyle bir etki olmadığında, ya da işler bir anda olup bittiğinde canım sıkılır. Burada da böyle bir durum var. Bir aksilik sonucu gün kurtuluyor. Gerçek bir hikaye olsaydı olabilir dediğim bu şanssızlık/şans hikayede sırıtıyor. Mark Twain‘in de dediği gibi

Truth is stranger than fiction, but it is because Fiction is obliged to stick to possibilities; Truth isn’t.

Eğer bu durumu önemsemezseniz güzel bir kitap. Başarılı bir bilimkurgu eseri. Okumanızı tavsiye ederim. Hem Real3D bir film olarak karşınıza çıkmadan kitabını okumuş olursunuz.

Batı medeniyeti ya da yerleşiklerin medeniyetine alternatif gösteren eserler var mı? Ya da böyle bir ihtiyaç var mı?




Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s