Bilimkurgu insanlıktan umudunu kesmedi


Sabitfikir‘i takip edenleriniz varsa başlıktan neye takıldığımı anlamışsınızdır. Takip etmeyenler için İdefiks’in desteklediği eleştiri sitesinde 08/02/10 pazartesi bir yazı yayınlandı. Yazıda 2001 Bir Uzay Efsanesi ile başlayıp Avatar’a geliniyor. Arada başka yazarlardan da bahsediliyor ama yazının karşılaştırdığı iki eser 2001 ve Avatar. Bu karşılaştırma sonucunda da yazar aşağıda alıntıladığım ve çok da karşı çıktığım bir eleştiride bulunuyor:

Ve bu noktada Avatar, James Cameron’dan pek beklenmeyecek bir felsefi önermeyi de içerir: İnsanlığın kurtuluşu, artık bilinen şekliyle insan olmamaktan geçer… Filmin kahramanı, hikayenin sonunda insan olmaktan vazgeçip başka bir yaratığa dönüşürken, belki de insani bilincin artık alarm sınırına gelmiş evrimleşme gerekliliğini vurgulamaktadır. İnsan ruhu değişmelidir; daha fazla kendini ve çevresini tüketmeden önce süratle yapmalıdır bunu, üstelik bedeli artık insan olmamak olsa bile!

Her türlü Hollywood klişesini içinde barındırsa da Avatar, bugün dünya yüzünde yaşayan her iki kişiden birinin halet-i ruhuiyesine tercüman oluyor aslında: Dünyanın köküne kibrit suyu döktük ve böyle devam edersek uzayı bile mahvedeceğiz… Hep beraber insanlıktan umudu kesiyorsak eğer -klişelerle dolu, derinliksiz, sistem eleştirisinden ziyade onun geleceğine yeni bir biçim vermek üzere kurgulanmış ve destansı olmaktan çok çok uzak olsa da- Avatar, buna dair yazılmış ilk bilimkurgu hikayesi demektir…

Yukarıdaki metnin iki büyük sıkıntısı var. Hepsini alıntılamadığım için isterseniz neden bu görüşle ilgili sıkıntılarım olduğunu anlatmadan önce gidip yazının tamamını okuyun.

Birinci eksikliği yazarın insan algısında. İnsan olmanın şekle bağlı olduğuna dair ve insanlığın şekille ilişkisi üzerine bir yazı olmuş. Büyük ihtimalle böyle bir isteği yoktu yazarın, ancak ne yazık ki sonuç bu. Oysa insan halini tanımlarken bedenden farklı bir çerçevede konuşmalıyız. Yoksa ileride olacak yükseltilmiş hayvanları, bedenini terk etmiş insanları, yapay zekayı, bedenlerini değiştirmiş insanları nasıl değerlendireceksiniz? İnsanlık halini sadece bedenle tanımlamanın pek fark edilmese de hoş olmayan bir ırkçı tarafı var. Avatar’da mavi bedende diye insanlıktan çıkmıyorlar, hatta Na’vi’ler daha da insancıllar o zamanın insanlarına göre. Transhumanizmle ilgilenen, insan hali üzerine kafa yoran benim için bu kabul edilebilir bir yer değil. Aslında Avatar’ın vurucu tarafını da kaçırıyor yazar bunu söyleyerek. Avatar’da asil barbar hikayesi ile anlatılmaya çalışılan bak o barbarlar senin değerlerine senden daha sahip fikri. Böyle olunca da insanlığın bedene, renge ya da şekle bağlı olmadığını anlatıyor. Hoş Avatar bunu klişelere bulanarak anlattığı için sorunları olan bir film, onu uzun uzun savunmama da gerek yok zaten.

İkinci takıldığım ve aslında yazarı tanımadığım için yorumlarken çekindiğim nokta da yazarın bilimkurgu eserleri ile ilgili bilgisi. Tanımadığım için sadece yazıda verdiği örneklerle ilgili konuşup geçenlerde Tor‘da okuduğum bir makaleyle ilintileyeceğim. Yazarın iyi bilimkurgu, insanı öven bilimkurgu diye tanımladığı eserlerin yazarları Clark, Heinlein, Le Guin, Herbert ve Asimov. Bunlar dışında bilimkurgu yazarından bahsetmemiş ve Avatar’ın bir ilk film olduğunu söylemiş. Bu yazarlardan, kendisine uzun ömürler dilerim, sadece Le Guin sağ. Bu yazarların Le Guin hala inanılmaz eserler yazıyor ama ünlü oldukları, şahaserlerini yazdıkları yıllar geçeli çok oldu. Bilimkurgu ile ilgili konuşulduğunda dikkate alınması gereken yazarlar ama günümüz bilimkurgusu dediğimizde ne yazık ki ilgili değiller. Günümüz bilimkurgusu bir çok kola ayrıldı ve yazarın Avatar’da gördükleri hakkında onlarca kitap yazıldı, sayfalarca makale hazırlandı. Peki yazar neden burada onlardan bahsetmedi. Bu da Türk bilimkurgu ve fantastik okuyucularının dünyadaki İngilizce konuşmayan ülkeler okuyucularıyla paylaştığımız bir soruna getiriyor konuyu. Bu Fabio Fernandes’in Çeviri Gecikmesi adını verdiği bir sorun. O paragrafın başında bahsettiğim makalesinde “Neden İngilizce konuşmayan ülkelerin bilimkurgu yazarları Amerika’da yayınlanmada zorluk çekiyorlar” sorusuna cevap ararken bu fikre ulaşmış. Sabitfikir’de bu yazının günümüz ya da on yıl öncenin bilimkurguyu şekillendiren yazarlarıyla ilgili hiç laf etmemesi de bundan. İki sebep olabilir, birincisi yazarın bilgisi yoktur, ikincisi de yazar okuyucusunun bilmediği kitaplardan bahsetmemeyi seçmiştir. İkisinin de sorumlusu yazar değildir, onun belki eksikliği çok ileri gidip Avatar’ın bir ilk hikeye olduğunu yazmasıdır.

Ne yazık ki Türkiye’de bilimkurgu romanları zor çevriliyor, az satıyor. Türkiye’de Türkçe bilimkurgu, fantastik ya da korku yazmak çok zor, yazdığınızı satmak daha da zor. Çevirmenlerin halini hayal etmek de bir o kadar zor. Böyle olunca da Hugo ya da Nebula gibi ödülleri kazanmış eserleri bizler okuyamıyoruz. Bir eser ikisini birden kazandıysa okuma şansımız var ama onların da hepsini nedense çevirmiyoruz. Bu bilimkurgunun ana akımını temsil ettiği söylenebilecek ödüllerin kısa romanlarını ya da öyküleri zaten göremiyoruz, o yüzden Phillip K. Dick ödülü gibi ödülleri alan eserlere ulaşamamaktan şikayet etmeye çekiniyorum.

Sizler ne dersiniz? Türkiye’de bilimkurgu neden az çevriliyor? Çevrilse sizce satar mı o kitaplar?

2 thoughts on “Bilimkurgu insanlıktan umudunu kesmedi

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s